ATATÜRK VE TÜRKÇEMİZ
Y.Müh.Şükrü Er
Atatürk, Türk
Milleti'nin kutuluş ve yükseliş planlarını gençliğinden beri düşünmüş ve sırası
geldikçe uygulamaya geçirmiştir. Bir sözümüz vardır ; "Eline(Yurduna), diline (Türkçe'ye), beline(soyuna) sahip
çık" Milli Mücadeleyi ve devrimleri bu nasihata uygun olarak sırayla yürütmüştür.
Evvela yurdu
kurtarmak için yalnız dış düşmanla değil, Kuvayi Milliye ve Müdafai Hukuk Cemiyetlerine karşı
savaş açan hain iç düşmanlarla da savaşılmıştır.
Yeryüzünde
en çok hayran olduğu ve (O tek başına hem bir din, hem de bir devlet kurmuştur) dediği Peygamberimizin,
hayatını ve bilhassa yapmış olduğu savaşlardaki taktiklerini, komutanlık ve liderlik özelliklerini
etraflıca incelemiş, hayatı boyunca da uygulamıştır.
Gerçek din
adamları ve müftüler ise daima Atatürk'ün safında yer almışlar ve onu daima desteklemişlerdir. Bunlardan
Seydişehir Müftüsü İsmail Hakkı Efendi, ümitlerin kırıldığı bir dönemde Cuma
hutbesinde şu konuşmayı yapar :
"Düşmanın
Ankara ve Konya kapılarını zorlamakta olduğunu biliyorum. Fakat Ey Müslümanlar! Şu kitaba inanıyorsanız,
düşmanın hiçbir zaman Ankara ve Konya'yı alamayacağına da inanmanız gerekir. Allah kelamında
hata olabilir mi ? " diyerek, Kuran-ı Kerim'den bir ayet okur :
"Biz Kur'anı
indirdik, O'nu her halde ve kesinlikle koruyacağız" Okuduğu ayeti şöyle açıklar :
"Düşünün
bir kere, Konya ve Ankara düşerse İslamiyetin başka bağımsız kalesi kalır mı ? Ve
bağımsız kalesi kalmayan İslamiyetin kitabı hakim kalabilir mi ? Allah kelâmına göre, bu asla
mümkün olamaz. Şu halde Konya ve Ankara katiyen düşman eline geçemez."
Bu sözleri
dinleyen cemaat büyük bir coşku ve ümit içinde ceplerinde, üstlerinde ne varsa hepsini ortaya koyar. Bunlardan meydana
gelen yığın olduğu gibi orduya verilir.
Bu suretle,
Peygamberimizin "Türkler Allah'ın ordusudur" ve "Türk dilini öğreniniz !.. çünkü onların hakimiyeti
uzun sürecektir." hadisleri gerçekleşir. Atatürk yalnız toprak değil, maddi ve manevi her şeyiyle
yurda sahip olmanın temellerini atmaya ve alt yapısını hazırlamaya başlar.
Büyük zaferden
sonra derhal İzmir İktisat Kongresini toplayan Atatürk, ilk defa Milli Ekonomi idealini ortaya koymuştur. Ardından
memleketin seçilmiş 13 gencine "Sizi birer kıvılcım olarak gönderiyoruz, gür alevler halinde dönmelisiniz"
diye seslenerek, onları yüksek öğrenim için Avrupa'ya göndermiştir.
Sıra dilimize,
türkçeye gelmiştir. Atatürk bu husustaki düşünce ve inancını şöyle açıklar :
- Türk demek,
dil demektir.
- Türk Milleti'ndenim
(Türk Milleti'nin dili Türkçe'dir) diyen insanlar,herşeyden evvel ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır.
-Türk Milleti'nin
milli dili ve milli benliği, bütün hayatında hakim ve esas(temel) olacaktır.
PROF.DR. SADİ
IRMAK'TAN ATATÜRK VE TÜRKÇE İLE İLGİLİ ANILAR
Prof. Dr. Irmak
Avrupa'ya gönderilen 13 öğrenciden biri olarak tıp öğrenimi için Berlin'e gönderilir. Öğrenimini tamamlayıp
İstanbul Tıp Fakültesi'nde hoca olur. 1930'dan itibaren tıp terimlerinin türkçeleşmesi ile uğraşır.
Bu çalışmalarını (Atatürk'ten Anılar) adlı kitabında şöyle anlatıyor :
"Tıbbiyeye
hoca olduğum zaman terimler, Türk Bilginlerinin Arap diline hediye ettikleri tamamıyla Arapça'dan uydurma terimler
idi. Türk hançeresini zorlamadan bunları söylemek mümkün değildi. Ayrıca her yeni anlatım için terim lazım
olduğunda arap köklerine başvurmak ana dilimizin ihmal edilmesine ve kısır kalmasına yol açıyordu.
Ben buna içten bir isyan duyuyordum. Türkçeye vurgundum ve Türkçenin olanaklarına inanıyordum. Eğer atalarımız
arapçaya verdikleri hizmetin onda birini kendi ana dillerine vermiş olsalardı pekala arap terimlerinden vazgeçebilirdik.
Ben Berlin'deki tıp tahsilimi latin terimleri ile yapmıştım. Artık hele yeni harflerin kabulünden
sonra, arapça terimleri çocuklarımıza okutmak ve yazdırmak olanağı kalmamıştı. Ben,
türkçede gereksindiğimiz bütün terimlerin yaratılabileceğine inanırdım. Bu hava içinde "akyuvar",
"alyuvar", "beyin, omuriliği", "mide salgısı" gibi yüzlerce yeni kelimeyi terim olarak yerleştirmeye çalışıyordum.
Kısa zamanda şunu gördüm ki öğrenciler ana dilden yapılmış terimleri hem daha kolay öğreniyorlar,
hem de belleklerinde daha güvenceli olarak saklayabiliyorlardı."
Prof. Dr. Sadi
Irmak'ın bu çalışmalarını öğrenen Atatürk, Dolmabahçe ve Florya'da, Türkçe ile ilgili olarak
yaptığı toplantılara onu da davet ederdi. Bu toplantılarla ilgili gözlemlerini şöyle anlatmaktadır
:
"Atatürk,
sezgi ile akılla Türkçe'nin çok eski ve köklü bir dil olduğuna inanıyordu. Türkçenin kök dil oluşuna dair
bu inancı Türklüğe olan coşkun sevgisinden doğuyordu. Vakit ilerledikçe yorulmuyor, artan bir şevkle
konuşuyordu. Türkçe köklerin eskiliği, O'nu heyecandan heyecana getiriyordu. Bana öyle geldi ki, oturduğu yerde
oturmuyor, yerinden fırlamaya her an hazır duruyor gibiydi...
... Birdenbire
"tonalite" kelimesi nereden geliyor diye bir soru açtı. Bazı arkadaşlar bu kelimenin Fransızca olduğunu
söylediler. Ata, Özel Kalem Müdürü Süreyya Anderiman'a bir işaret verdi. Bir iki dakika sonra Fransızca'nın
etimolojik kamusu(=sözlüğü) getirildi. Bu kamusta ton kelimesinin latinceden fransızcaya geçtiği ve latinceye
de yununcadan aktarıldığı yazılı idi. Biraz sonra Yunanca'nin etimolojik lügati getirildi. Bu
lügata göre "ton" kelimesi yunancanın kendi malı değildir. Bir ortaasya dilinden geçmiş olması muhtemeldir,
diye yazılı idi. Ata'nın gözlerine baktım. Kıvılcımlar daha da canlanmıştı.
Az sonra yakutça lügatında "ton" kelimesinin bu dilde "ses" manasında kullanıldığı görülüyordu.
Atatürk biraz sonra bir tıp terimine geçti; "terapi" kelimesinin aslını sordu. Biz artık dersimizi almıştık.
Bu kelimenin kökenini bilmiyoruz demiştik. O zaman yaverlerinden birisini çağırdı, bir emir verdiğini
duydum. Yarım saat geçti geçmedi, uzun saçlı, sakallı bir Rum Papazı huzura getirildi. Rum Papazının
eski yunanca ve Latinceyi çok iyi bildiği söylenmişti. Ona da "terapi" kelimesinin aslını sordu. Papaz
hiç irkilmeden aslı yunanca'dır paşam, hatta Tarabya" kelimesi (terapeftiki) buradan gelir dedi. Ortaya yine
yunancanın etimolojik lügatı getirildi. Orada "terapi" kelimesinin Yunan asıllı olmadığını
ve başka bir dilden geçme olduğu yazılı idi. Acaba hangi dilden geçmiş olabilirdi. Ata içimizden
birisine "diri" ve "dirilik" kelimelerinin eski türk lehçelerinde nasıl söylendiğini sordu. Bu kelimeler orada "tiri",
"tirilimek", "tirilik" olarak geçiyordu. Atatürk'e göre terapi kelimesnin aslı işte bu tirilmeden geliyordu.
...Son derece
özgürlükçü bir sohbet adamı olan Atatürk bu özgürlük içinde konuşmanın insiyatifini daima elinde bulundurmaya
çok önem veriyordu. Umulmayan zamanlarda, beklenmeyen konulara geçişi bundandı."
Florya'daki
bir toplantıda Atatürk : Su, tuz ve deniz kelimelerinden Türkçe'de, Fransızca'da, Almanca'da kaç cümle yapılabileceğinin
sorar. Almanca'da ve Fransızcada ancak iki cümle yapılabilmesine karşılık Türkçede aşağıdaki
cümleler yapılabilir : (Denizin suyu tuzlu ; Denizin tuzludur suyu ; Suyu tuzludur
denizin ;Tuzludur denizin suyu)..Konuşmalarınızda, hangi kelimeye ağırlık
vermek istiyorsanız, o kelime ile başlayan cümleyi seçebilirsiniz. "Fikrinizin ağırlığını
ilk kelimeler taşımalıdır, Ne mutlu Türküm diyene" de olduğu gibi. Cümlenin son kelimesini esas alarak,
şiirde gerekli olan kafiyeyi sağlayabilirsiniz.
Türkçedeki
bu kolaylığı, zenginliği ve inceliği başka dillerde bulmak güçtür. Peygamberimiz "İlmi
aktaranlardan değil, uygulayanlardan olunuz" ve Atatürk de "İlim tercüme ile olmaz, tetkikle olur. -
1932" diyerek araştırma ve uygulama önemini belirtmişlerdir. Kendisi de milletinin kalkınması için
atacağı her adımı; iyice düşünmüş, aceleye getirmiş ve müthiş bir sabırla araştırmıştır.
"Dünya
da her şey için, medeniyet için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlmin ve fennin haricinde
mürşit aramak gaflettir; cehalettir, dalalettir(sapkınlıktır)" diyen Atatürk, bu hususlarda da önderlik
etmek üzere kendisi türkçe geometri kitabı yazmıştır. "Başka dillerden, her bir söz için en az
bir kelime bulunmalıdır." Diyerek, bu kitapta kullanılan (üçgen gibi) elli civarında terimi de tespit
etmiş ve 1937 öğrenim yılında, tarihi Sivas Lisesi'nde, derste öğretmen olarak ilk uygulamayı
da kendisi yapmıştır.
Yazdıklarımızı
Atatürk'ün Türkçe hakkındaki konuşma ve uyarıları ile şöyle özetleyebiliriz :
"Türkçe dili
dünyada en güzel, en zengin ve en kolay dildir. Onun için her Türk, dilini çok sever ve onu yükseltmek için çalışır.
Bir de Türk dili, türk milleti için mukaddes bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği nihayetsiz badireler içinde,
ahlâkının, ananelerinin, hatıralarının, menfaatlerinin, velhasıl bugün kendi milliyetini yapan
her şeyin, dili sayesinde muhafaza olunduğunu görüyor. Türk dili, türk milletini'nin kalbidir, zihnidir."
"Türk dili
zengin, geniş bir dildir. Her kavramı ifadeye kabiliyeti vardır. Yalnız onun bütün varlıklarını
aramak, bulmak,toplamak, onlar üzerinde işlemek lazımdır."
Türk milleti'ni
ve Türk dilini uygarlık tarihinin ve kültür dillerinin dışında görmenin ne yaman bir yanlış
olduğunu bütün dünyaya göstereceğiz."
"Milli his
ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması milli hissin inkişafında (gelişmesinde)
başlıca müessirdir(etkendir). Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki bu dil şuurla işlensin.
Ülkesini, yüksek istiklâlini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.
Yazımızı
özellilkle şu hususa dikkat çekerek bitirmek istiyoruz :
Hitler döneminde
Almanya'yı terk etmek zorunda kalan Musevi ilim adamları, en güvenli ve hoş görülü ülke olarak Türkiye'yi seçtiler.
Bunlar Einstein gibi konularında isim yapmış kimseler olup, İstanbul Üniversitesi'nde genellikle fen,
edebiyat, iktisat ve hukuk fakültelerinde sözleşmeli hoca olarak görevlendirildiler. Atatürk yabancı dilin de öğrenilmesine
önem vermekle beraber birkaç ayrıcalıkla sadece yabancı dille eğitime karşıydı. Sözleşmeye
konulan bir madde bu hususta dikkat çekicidir.
Sözleşmeye
göre yabancı hocalar üç sene kendi dillerinde ders verecekler ve bu süre içinde Türkçe öğrenecekler. Sürenin dolmasından
sonra Türkçe olarak ders vereceklerdir. Türkçe öğrenemeyenlerin sözleşmeleri yenilenmeyecektir.
Bu yabancı
hocalar grameri ve incelikleri, nüktesi ile bizlere de örnek olcak şekilde mükemmel türkçe öğrendiler. Konularında
Türkçe olarak kitap yazdılar.